Tüm yazılar
RÖPORTAJ2026-08-25

Tahtakale'den Global Teknolojiye: Bir Girişimcilik Hikayesi

Bu röportaj ilk olarak Gamador Life'ta yayımlanmıştır. TAXTEN kurucusu Ali Bulut; Tahtakale'den PepsiCo'ya uzanan kariyerini, girişimcilik yaklaşımını ve vergi teknolojilerinin geleceğini anlatıyor.

İlk olarak TAXTEN kurucusu olarak sizleri tanıyabilir miyiz?

Ben Ali Bulut. Fizik eğitimi aldım; ancak kariyerimin büyük bölümünü teknoloji, yazılım ve dijital dönüşüm alanlarında geçirdim. PepsiCo, Coca-Cola, Diversey, EPAM Systems ve SOVOS gibi şirketlerde teknoloji ve iş süreçleri tarafında önemli görevler üstlendim. Özellikle satış sistemleri, kurumsal uygulamalar ve dijital dönüşüm projeleri üzerine çalıştım.

2013 yılından bu yana e-dönüşüm ve vergi teknolojileri alanındayım. Bu süreçte sektörün ihtiyaçlarını ve mevcut çözümlerin eksik kaldığı noktaları yakından gözlemledim. Bu birikimin sonucunda Ekim 2024'te arkadaşlarımla birlikte TAXTEN'i kurduk.

TAXTEN'i yalnızca e-fatura ve e-defter hizmeti sunan bir özel entegratör değil; şirketlerin vergi, finans ve belge süreçlerini uçtan uca dijitalleştiren yeni nesil bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyoruz. SAP çözümleri, süreç otomasyonu, yapay zekâ destekli uygulamalar ve e-denetim teknolojileri geliştiriyoruz. Kısacası regülasyon odaklı bir teknoloji şirketiyiz.

Bugün birçok kişi sizi başarılı bir girişimci olarak tanıyor. Siz kendi hikâyenizi anlatırken en başa hangi anı koyarsınız?

Hikâyemin başına tek bir başarıyı değil, çocukluğumda gelişen merak ve mücadele duygusunu koyarım. Çocukluğum farklı şehirlerde ve farklı yaşam koşullarında geçti. Babam sayesinde kolonya imalatından pastaneye, fuarcılıktan taksiciliğe kadar pek çok farklı işin içinde bulundum.

O yıllarda şartları olduğu gibi kabul etmek yerine "Bunun başka bir yolu olabilir mi?" diye düşünmeyi öğrendim. Fizik eğitimi de bana olayların arkasındaki sistemi sorgulamayı ve farklı açılardan bakmayı öğretti.

Tahtakale'de ticaret yaparken de, PepsiCo'da global ölçekte örnek gösterilen bir sistem geliştirirken de, TAXTEN'i kurarken de aynı yaklaşımı benimsedim: Problemi doğru analiz etmek, alışılmış kabulleri sorgulamak ve farklı çözümler üretmek.

Tahtakale'de "İngiliz fare zehri" satarak 15 günlük mazot masrafını çıkardığınız bir anınız var. Böyle sıra dışı bir fikrin ilk çıkış noktası neydi?

Aslında fikir bana değil, babam ve amcama aitti. Temelinde çok basit bir gözlem vardı: Gerçek bir ihtiyaç ve yeterince bilinmeyen bir ürün.

O dönemde büyük bir sermayemiz yoktu. En önemli avantajımız çevreyi iyi gözlemlemek ve hızlı hareket edebilmekti. Ürünün farklılığını doğru sunum ve doğru fiyatlandırmayla küçük ama etkili bir fırsata dönüştürdük.

Kısa sürede 15 günlük mazot masrafını çıkarmamız bana önemli bir ders verdi: Ticaret her zaman büyük sermayeyle değil, doğru zamanda yapılan doğru gözlemle başlıyor.

Birçok insanın imkânsız göreceği bir konuda siz çözümü nasıl görebildiniz?

Ben genellikle "Bu neden olmaz?" yerine "Olması için ne gerekir?" diye düşünürüm. Bir konuya imkânsız denildiğinde önce gerçekten teknik ya da ekonomik bir engel olup olmadığını sorgularım.

Fizik eğitimi bana karmaşık problemleri parçalara ayırmayı öğretti. İş hayatı ise çözümün yalnızca teknik olarak doğru olmasının yetmediğini; uygulanabilir ve sürdürülebilir olması gerektiğini gösterdi.

Probleme sadece teknoloji ya da ticaret açısından bakmıyorum. Müşteriyi, operasyonu, maliyeti ve insanı birlikte değerlendiriyorum. Büyük görünen birçok sorun doğru analiz edildiğinde yönetilebilir hâle geliyor. Ayrıca işe başlamadan önce "Bu işi neden yapıyoruz?" ve "Bu pazarda bizi farklı kılan ne olacak?" sorularını mutlaka soruyorum.

PepsiCo'da geliştirdiğiniz ve iki yıl üst üste global ölçekte örnek uygulama seçilen PEPSIS satış sisteminin dünyaya rol model olması nasıl bir histi?

PEPSIS'in iki yıl üst üste global ölçekte örnek uygulama seçilmesi benim için büyük bir gururdu. Çünkü bu yalnızca başarılı bir yazılım projesi değil, Türkiye'de geliştirilen bir çözümün global ölçekte referans alınmasıydı.

2003 yılında web tabanlı bir satış sistemi kurma fikri oldukça yenilikçiydi. Hatta o dönem bunun mümkün olmayacağını söyleyenler olmuştu. Ancak kısa sürede ilk büyük bayilerde sistemi canlıya aldık.

Sistem, satış operasyonlarını daha verimli ve veriye dayalı hâle getirdi. Türkiye'deki başarının ardından diğer ülkelerde de örnek alındı. Bu deneyim bana, Türkiye'den çıkan doğru bir teknolojinin dünya çapında karşılık bulabileceğini gösterdi. Bugün TAXTEN'in global hedeflerinin temelinde de bu tecrübe yer alıyor.

PepsiCo'daki global başarınızın ardından sizi girişimciliğe iten asıl motivasyon neydi?

Kurumsal şirketlerde çalışmak bana disiplin, süreç yönetimi ve global bakış açısı kazandırdı. Ancak zamanla kendi vizyonumu hayata geçirebileceğim bir yapı kurmak istediğimi fark ettim. Kurumsal yapılarda kararlar ortak alınırken, girişimcilik size daha cesur hareket etme imkânı veriyor.

Ben girişimciliği yalnızca şirket sahibi olmak olarak görmüyorum. Bir problemi fark edip çözümünü hayata geçirmek olarak görüyorum.

TAXTEN'i kurarken hedefim, e-dönüşüm ve vergi teknolojileri alanında daha çevik, daha müşteri odaklı ve teknolojik olarak daha güçlü bir yapı oluşturmaktı. Amacımız yalnızca mevzuata uyum sağlamak değil; otomasyon, veri analizi ve yapay zekâ ile müşterilerimize gerçek iş avantajı sunmak. Kısacası beni girişimciliğe iten şey şirket sahibi olmak değil, doğru olduğuna inandığım şirketi kurma isteğiydi.

Tahtakale'den PepsiCo'ya, ardından TAXTEN'e uzanan kariyerinizde sizi başarıya taşıyan temel yaklaşım ne oldu?

Üç temel yaklaşımın beni taşıdığını düşünüyorum: Merak etmek, hızlı öğrenmek ve sorumluluk almaktan kaçmamak.

Tahtakale bana ticaretin ve insanı doğru anlamanın önemini öğretti. PepsiCo bana sistem kurmayı, ölçeklenebilir düşünmeyi ve uluslararası standartlarda iş üretmeyi gösterdi. Daha sonraki deneyimlerim ise teknolojiyle iş ihtiyacını aynı noktada buluşturmanın önemini pekiştirdi. TAXTEN'de bütün bu birikimler bir araya geldi.

Bir başka önemli yaklaşımım da sorunlarla karşılaştığımda şikâyet etmek yerine çözüm aramak oldu. Yanlış kararlarım ve başarısız denemelerim elbette oldu. Fakat her seferinde "Buradan ne öğrenebilirim?" diye baktım. Başarıyı tek bir büyük sıçramadan çok, uzun yıllar boyunca öğrenmeye, çalışmaya ve yeniden denemeye devam edebilmenin sonucu olarak görüyorum.

Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken şöyle bir söz çıktı ağzımdan: Bu kadar başarılı olmamı, sayısız kez başarısız olmama bağlıyorum. Başarılı olmak için yeteri kadar başarısızlık yaşamak gerekiyor.

TAXTEN'i yönetirken Tahtakale'deki "fiyatı ve pazarı belirleme" felsefesinden hâlâ besleniyor musunuz?

Kesinlikle besleniyorum. Elbette bugün çok daha büyük, teknolojik ve regülasyona tabi bir pazarda faaliyet gösteriyoruz. Ancak ticaretin bazı temel kuralları değişmiyor: Müşterinin gerçek ihtiyacını anlamak, sunduğunuz değeri doğru anlatmak ve doğru fiyatı oluşturmak.

Tahtakale'de fiyatı yalnızca maliyet değil; talep, bulunabilirlik, hız ve müşterinin üründen elde ettiği fayda belirliyordu. Bugün vergi teknolojilerinde de benzer bir bakış açısına sahibim. Bir yazılımın değeri yalnızca sahip olduğu özelliklerin sayısıyla ölçülmez. Müşteriye ne kadar zaman kazandırdığı, riski ne kadar azalttığı, operasyonu ne kadar kolaylaştırdığı ve ihtiyaç anında nasıl destek verdiği önemlidir.

TAXTEN'de "makul işe makul ücret" anlayışını benimsiyoruz. Pazarı yalnızca düşük fiyatla değil; kaliteli hizmet, güçlü teknoloji, hızlı destek ve güven üzerinden şekillendirmek istiyoruz. O yüzden ucuz değil, uygun fiyata satıyoruz; kar marjımızı müşterilerimizin de kabul edebileceği bir seviyede tutmaya çalışıyoruz. İşte aslında tam burada yine kendimize bir dert bulduk ve regülasyon dünyasında, tutulan regülatif dosyaların saklanmasına ilişkin de kendimizin üzerinde çalıştığı bir Ar-Ge projemiz var, bunun patentini de almayı planlıyoruz. Şimdilik sürpriz olsun, pazarı kesinlikle etkileyecek bir proje olacak.

Önümüzdeki 5-10 yılda şirketleri birbirinden ayıracak en kritik yetkinlik ne olacak? TAXTEN kendini nasıl konumlandırıyor?

Bence en kritik yetkinlik, değişime uyum sağlamaktan da öte, değişimi doğru okuyup kendi iş modelini sürekli yeniden tasarlayabilme becerisi olacak. Çünkü yapay zekaya erişim giderek kolaylaşacak. Asıl farkı, yapay zekâyı kullananlarla kullanmayanlar değil; onu doğru veri, doğru süreç ve doğru insan yetkinliğiyle birleştirebilenler yaratacak. Yapay zekâyı yönetecek, gerçekten işi bilen, domain tecrübesi üst düzey olan kişiler bu farkı yaratacak.

Önümüzdeki dönemde vergi ve finans fonksiyonları yalnızca geçmiş işlemleri kaydeden veya mevzuata uyum sağlayan birimler olmaktan çıkacak. Riskleri önceden gören, anormallikleri tespit eden ve yönetime karar desteği sunan yapılara dönüşecek.

TAXTEN'i bu dönüşümün merkezinde konumlandırıyoruz. Biz e-belgeleri yalnızca oluşturulup gönderilecek dokümanlar olarak görmüyoruz. Bu belgelerin arkasında şirketin finansal sağlığını, operasyonel risklerini ve iş ilişkilerini anlatan çok değerli bir veri bulunuyor. Yapay zekâ destekli otomasyon, e-denetim, risk analizi ve SAP entegrasyonlarımızla bu veriyi işletmeler için kullanılabilir zekâya dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Türkiye'deki girişimcilik ekosistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hâlâ yeterince değerlendirilmeyen fırsatlar var mı?

Türkiye'nin çok güçlü bir girişimci insan kaynağına sahip olduğunu düşünüyorum. Genç, dinamik, zor koşullarda çözüm üretmeye alışkın ve teknolojiye hızlı adapte olan bir nüfusumuz var. Ayrıca büyük ve çeşitlilik gösteren iç pazarımız, pek çok ürünün gerçek koşullarda test edilebilmesi için önemli bir avantaj sağlıyor.

Bununla birlikte ekosistemin sadece fikir aşamasını değil, büyüme ve uluslararasılaşma dönemini de daha güçlü desteklemesi gerekiyor. Sermayenin yanı sıra kurumsal müşteri erişimi, mentorluk, global satış bilgisi ve doğru iş ortaklıkları çok önemli.

Yeterince değerlendirilmeyen ciddi fırsatlar olduğuna inanıyorum. Özellikle regülasyon teknolojileri, vergi teknolojileri, fintech, sağlık teknolojileri, sanayi dijitalleşmesi ve yapay zekânın geleneksel sektörlere uygulanması önemli potansiyel taşıyor. Türkiye'nin karmaşık iş ve mevzuat ortamında başarılı olan bir çözüm, doğru tasarlandığında birçok ülkeye de ihraç edilebilir. Bence asıl fırsatımız, yerel sorunlardan global ürünler çıkarabilmek.

Başarılı bir girişimin çıkış noktası iyi bir fikir mi, yoksa doğru problemi fark edebilmek mi?

Bence başlangıç noktası kesinlikle doğru problemi fark edebilmektir. Çünkü çok iyi görünen bir fikir, gerçek bir ihtiyaca dokunmuyorsa ticari olarak sürdürülebilir olmayabilir. Buna karşılık gerçek ve yeterince önemli bir problemi doğru anlarsanız, çözümünüz zaman içinde değişse bile girişiminizin temeli sağlam kalır.

Genç girişimcilere "Önce fikir bulun" demekten çok, "İnsanları ve iş süreçlerini dikkatle gözlemleyin" demeyi tercih ederim. İnsanların nerede zaman kaybettiğine, neye gereğinden fazla para ödediğine, hangi işlemi yaparken zorlandığına ve hangi riski yönetemediğine bakmak gerekir.

TAXTEN'in çıkış noktası da yalnızca yeni bir e-dönüşüm şirketi kurma fikri değildi. Yıllar boyunca müşterilerin yaşadığı gerçek sorunları gördük: Karmaşık entegrasyonlar, yavaş destek, öngörülemeyen maliyetler, verinin yeterince kullanılamaması ve teknolojiyle mevzuat arasındaki kopukluk… Biz bu problemleri birlikte çözebilecek bir yapı kurduk. İyi fikir değerlidir; fakat ona gerçek değerini kazandıran şey, doğru probleme dokunmasıdır.


Bu röportajın orijinali Gamador Life'ta yayımlanmıştır.